14 Ağustos 2026 Cuma

İTO Ağustos 2026 Meclis Toplantısı-Yılmaz Parlar

  İTO Ağustos 2026 Meclis Toplantısı

İTO Ağustos Meclis Toplantısı’nda Ekonominin Yol Haritası Gündemdeydi

 Avdagiç, “Enflasyonu düşürürken üretim kapasitemizi korumalıyız”

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) Ağustos 2026 Meclis Toplantısı, 13 Ağustos Perşembe günü gerçekleştirilirken, toplantının ana gündemini Türkiye ekonomisinin önündeki yeni dönem, üretim kapasitesinin korunması, ihracatın sürdürülebilirliği ve reel sektörün finansmana erişimi oluşturdu.

İTO’dan Ekonomiye Net Mesaj

13 Ağustos 2026 tarihli İTO Ağustos Meclis Toplantısı’ndan çıkan temel mesaj, dezenflasyon sürecinin korunurken üretim, yatırım, ihracat ve istihdamın da hedefli politikalarla desteklenmesi gerektiği yönünde oldu.

Avdagiç’in açıklamaları, eylül ayında güncellenmesi beklenen OVP açısından iş dünyasının önceliklerini de ortaya koyarken, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemde “enflasyonu düşürürken üretim gücünü kaybetmeme” hedefiyle hareket etmesi gerektiğine işaret etti.

İTO Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç, ekonomide dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini belirtirken, aynı zamanda yüksek finansman maliyetlerinin üretim üzerindeki baskısının azaltılmasının önemine dikkat çekti.

Avdagiç’in değerlendirmelerinin merkezinde, eylül ayında güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program’da (OVP) üretimi korumaya yönelik hedefli ve seçici finansman mekanizmalarının geliştirilmesi önerisi yer aldı.

“Türkiye’nin yeni ekonomik politikası, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercih yapmak arasında sıkışamaz. İkisini aynı anda gerçekleştirecek seçici, hedefli ve etkili araçlar üretmek zorundayız.”

OVP İçin “Hedefli Üretim Koruma Politikası” Önerisi

Avdagiç, yeni OVP’nin yalnızca enflasyonla mücadele perspektifiyle değil, Türkiye’nin üretim gücünü ve ihracat kapasitesini koruyacak bir anlayışla şekillendirilmesi gerektiğini vurguladı.

İTO Başkanı, burada söz konusu olanın genel bir kredi genişlemesi ya da yeniden enflasyon yaratabilecek bir talep artışı olmadığının altını çizerek, üretim, yatırım ve ihracat kapasitesini koruyacak seçici finansman modellerine ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.

Bu yaklaşımın, dezenflasyon hedefinden taviz vermeden reel sektörün ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni bir ekonomik denge oluşturması amaçlanıyor.

İş Dünyasından OVP’ye 5 Başlıkta Finansman Önerisi

Avdagiç, yeni dönemde uygulanabilecek finansman politikalarının beş temel başlık üzerinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

1. Üretici ve ihracatçıya uzun vadeli finansman

İhracatçı ve üretici firmaların uzun vadeli, sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarına erişiminin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Avdagiç, Eximbank ve benzeri mekanizmaların yalnızca mevcut ihracatçılara değil, ihracat potansiyeli bulunan üreticilere de daha geniş biçimde ulaşması gerektiğini söyledi.

2. Yatırım kredisi ile işletme sermayesi ayrılmalı

Avdagiç’in ikinci önerisi, yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredilerinin birbirinden ayrılması oldu.

Teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve daha uygun maliyetli finansman imkanlarının oluşturulması gerektiğini belirtti.

3. Kur–enflasyon dengesine ihracatçı açısından bakılmalı

İTO Başkanı, ihracatçıların maliyet baskısının giderek arttığına dikkat çekerek, döviz dönüşüm desteğinin daha etkili hale getirilmesi gerektiğini savundu.

Kur ile enflasyon arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki maliyet baskısını artıran bir yapıya dönüşmemesi gerektiğini belirten Avdagiç, ihracat rekabetçiliğinin korunmasının önemine işaret etti.

4. Üretim ve istihdam üzerindeki yükler yeniden değerlendirilmeli

Vergi ve sosyal güvenlik yükleri konusunda üretim yapan ve istihdam sağlayan işletmelere yönelik seçici düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini belirten Avdagiç, özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının istihdam kaybına dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.

5. İthalat politikası sanayi politikasıyla birlikte ele alınmalı

Avdagiç’in beşinci önerisi ise ithalat politikasına ilişkin oldu.

Türkiye’nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri aşağı çekebilecek bir gümrük rejimine ihtiyaç bulunduğunu belirten Avdagiç, yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda ise haksız rekabetin önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti.

“Temel Sorun Dezenflasyon Değil, Üretim Kapasitesinin Maliyeti”

İTO Başkanı Avdagiç, sıkı para politikasının enflasyonla mücadelede önemli bir dengeleme sağladığını kabul ederken, bu politikanın reel sektör üzerindeki maliyetinin giderek daha görünür hale geldiğine dikkat çekti.

Yüksek faizlerin işletme sermayesi maliyetlerini artırdığını ve özellikle KOBİ’lerin finansmana erişiminde sorunların devam ettiğini belirten Avdagiç, ekonomik politikanın üretim ayağının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Avdagiç’e göre Türkiye açısından kritik mesele, yalnızca dezenflasyonun gerçekleştirilmesi değil, dezenflasyon sürecinin üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin kontrol altında tutulması.

Emek Yoğun Sektörlere Özel Uyarı

Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal ve makine gibi emek yoğun sektörlerde yüksek finansman maliyetlerinin firmaların fiyat rekabetini zorlaştırdığını belirten Avdagiç, bu sektörlerde kapasite kaybının önlenmesi gerektiğini söyledi.

“Bu sektörlerde kapasite kaybı yaşanmasına hem bugünümüz hem de yarınımız için izin vermemeliyiz.”

Türkiye’nin ihracat gücünün yalnızca dış talebe değil, içerideki üretim kapasitesine, maliyetlere ve finansman koşullarına da bağlı olduğuna dikkat çeken Avdagiç, üretim tabanının korunmasının stratejik önem taşıdığını vurguladı.

Kısa Vadede Dezenflasyon, Orta ve Uzun Vadede Rekabet Gücü

Avdagiç, Türkiye ekonomisinin önündeki temel denklemin giderek daha belirgin hale geldiğini belirterek, kısa vadede dezenflasyon programının korunması gerektiğini; ancak orta ve uzun vadede üretim kapasitesinin ve ihracat rekabetçiliğinin kaybedilmemesi gerektiğini ifade etti.

İTO Başkanı’nın mesajı, ekonomi politikasında iki hedefin birlikte yürütülmesi gerektiği noktasında yoğunlaştı:

Enflasyonla mücadele ve üretim gücünün korunması.

Avdagiç, Türkiye’nin klasik ekonomik kalıplara sıkışmadan kendi çıkış yolunu oluşturabilecek ekonomik birikime ve kapasiteye sahip olduğunu belirterek, iş dünyasının ekonomik politikalarda atılacak yeni adımların hızlandırılmasına yönelik beklentisini de ortaya koydu.

yilmazparlar@yahoo.com

ITO  August 2026 Assembly Meeting

ITO August Assembly Meeting Focuses on Türkiye’s Economic Roadmap

Avdagic, “We Must Fight Inflation While Protecting Production Capacity”

The August 2026 Assembly Meeting of the Istanbul Chamber of Commerce (ITO) was held on Thursday, August 13, with Türkiye’s economic outlook, the protection of production capacity, sustainable exports and access to finance for the real sector among the main topics on the agenda.

ITO’s Clear Message to Economic Policymakers

The main message emerging from the August 13, 2026 ITO Assembly Meeting was that Türkiye should continue its fight against inflation while simultaneously supporting production, investment, exports and employment through targeted economic policies.

Avdagiç’s remarks also highlighted the expectations of the business community ahead of the anticipated September update to the Medium-Term Program.

The strategic objective can be summarized in one sentence:

Reduce inflation — but do not sacrifice Türkiye’s production capacity and export competitiveness in the process.

ITO Chairman Şekib Avdagiç emphasized that the disinflation process should continue decisively, while also stressing the need to reduce the pressure that high financing costs are placing on production.

At the center of Avdagiç’s remarks was a proposal for the Medium-Term Program (MTP), expected to be updated in September, to introduce targeted and selective financing mechanisms aimed at protecting production.

“Türkiye’s new economic policy cannot be trapped between the choice of reducing inflation and protecting production. We must develop selective, targeted and effective instruments that achieve both simultaneously.”

A “Targeted Production Protection Policy” for the New MTP

Avdagiç stressed that the new MTP should not focus solely on combating inflation, but should also protect Türkiye’s production strength and export capacity.

He emphasized that the proposal does not mean a return to broad-based credit expansion or demand stimulus that could reignite inflation. Instead, he called for selective financing models designed to protect production, investment and export capacity.

The objective is to establish a new economic balance that supports the real sector without compromising the disinflation strategy.

Five Financing Priorities for the Business World

Avdagiç outlined five areas that he believes should form the basis of financing mechanisms under the new economic framework.

1. Long-Term Financing for Producers and Exporters

He called for stronger, sustainable and predictable financing channels for exporting and manufacturing companies.

According to Avdagiç, institutions such as Eximbank should reach not only existing exporters but also manufacturers with export potential.

2. Separate Investment Loans from Working Capital

Avdagiç also proposed separating investment financing from working-capital loans.

He argued that technology investments, projects that create export capacity and investments reducing dependence on imported inputs should have access to longer-term and more affordable financing.

3. A More Effective Exchange Rate Mechanism

Another key issue was the pressure faced by exporters as costs rise.

Avdagiç called for more effective mechanisms to balance the exchange-rate and inflation dynamics, arguing that foreign-exchange conversion support should become more meaningful and help protect export competitiveness.

4. Targeted Support for Production and Employment

Avdagiç also called for selective measures concerning tax and social-security burdens on companies that produce and employ workers.

He particularly emphasized the need to prevent rising costs in employment-intensive and export-oriented sectors from turning into job losses.

5. Import Policy Should Support Industrial Strategy

The fifth proposal concerned import policy.

Avdagiç argued that Türkiye should adopt customs policies that reduce the cost of critical inputs not produced domestically, while preventing unfair competition in sectors where domestic production capacity already exists.

“The Main Problem Is Not Disinflation, but Its Cost to Production Capacity”

Avdagiç acknowledged that tight monetary policy has provided an important balancing effect in the fight against inflation.

However, he warned that the cost of this policy for the real economy is becoming increasingly visible.

High interest rates are increasing working-capital costs, while access to finance remains a significant challenge, particularly for SMEs.

According to Avdagiç, the critical issue for Türkiye is not simply achieving disinflation, but controlling the rising cost of the disinflation process on production capacity.

Warning on Labor-Intensive Industries

Avdagiç also highlighted the pressure faced by labor-intensive sectors such as textiles, ready-to-wear, furniture, metal and machinery.

High financing costs are making it increasingly difficult for companies in these sectors to compete on price, he noted, warning that capacity losses must be prevented.

“We must not allow capacity losses in these sectors, both for our present and our future.”

He stressed that sustainable exports depend not only on external demand, but also on Türkiye’s domestic production capacity, cost structure and financing conditions.

Disinflation in the Short Term, Competitiveness in the Long Term

Avdagiç stated that the economic equation facing Türkiye is becoming increasingly clear.

In the short term, the country must preserve the disinflation process. In the medium and long term, however, Türkiye cannot afford to lose production capacity or export competitiveness.

The central message of his remarks was therefore clear:

Türkiye must fight inflation without weakening its production base.

Avdagiç also underlined that Türkiye has the economic experience and capacity to develop its own path without becoming trapped within conventional economic models.

yilmazparlar@yahoo.com

2 Ağustos 2026 Pazar

İsviçre Milli Günü Ankara'da Coşkuyla Kutlandı-Yılmaz Parlar

  İsviçre Milli Günü Ankara'da Coşkuyla Kutlandı

Yapay Zekâ, Bilim Diplomasisi ve Güçlü Ekonomik Ortaklık Mesajları Damga Vurdu

İsviçre Konfederasyonu'nun 1 Ağustos Ulusal Günü dolayısıyla, İsviçre'nin Türkiye Büyükelçisi Guillaume Scheurer ve eşi Farin Scheurer ev sahipliğinde, 29 Temmuz 2026 Çarşamba akşamı Ankara'daki İsviçre Büyükelçiliği'nde görkemli bir resepsiyon düzenlendi.

Diplomasi, ekonomi, bilim ve akademi dünyasının önemli isimlerini buluşturan gece, Türkiye ile İsviçre arasında 100 yılı aşan dostluğun, güçlü ekonomik ortaklığın ve geleceğe yönelik yapay zekâ vizyonunun öne çıktığı anlamlı mesajlara sahne oldu.

Resepsiyona Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, yabancı misyon temsilcileri, milletvekilleri, akademisyenler, iş dünyasının önde gelen isimleri ve çok sayıda davetli katıldı.

Tören, Türkiye ve İsviçre milli marşlarının okunmasıyla başladı.

Büyükelçi Scheurer, "İnovasyon İsviçre'nin DNA'sıdır"

Konuşmasına davetlileri selamlayarak başlayan Büyükelçi Guillaume Scheurer, İsviçre'nin başarısının yalnızca ekonomik güçten ibaret olmadığını, bunun temelinde yenilikçilik, güven, istikrar ve gelenek bulunduğunu söyledi.

Esprili bir ifadeyle, geçen yıl olduğu gibi davetlilerin Mustafa Sandal'ı beklediğini belirten Scheurer,

"İsviçre, her yıl aynı programı sunsaydı üst üste dünyanın en yenilikçi ülkeleri arasında yer alamazdı."

diyerek inovasyon kültürünün ülkesinin en önemli karakteri olduğunu vurguladı.

Konuşmasında geleneksel Alp Boynuzu (Alphorn) müziğini de İsviçre'nin kültürel mirasının önemli bir sembolü olarak gösteren Scheurer, yüzyıllar boyunca bu enstrümanın dağlar arasında insanları birbirine bağlayan bir iletişim aracı olduğunu anlattı.

Yeni İletişim Devrimi Yapay Zekâdır

Büyükelçi Scheurer'in konuşmasının merkezinde ise yapay zekâ vardı.

Bugünün dünyasında yeni iletişim devriminin Yapay Zekâ olduğunu belirten Scheurer,

"Yapay zekâ büyük fırsatlar sunuyor. Ancak güven, sorumluluk ve uluslararası iş birliği olmadan bu potansiyel tam anlamıyla gerçekleşemez." ifadelerini kullandı.

Cenevre'nin artık yalnızca diplomasi merkezi değil, aynı zamanda küresel Yapay Zekâ yönetişiminin merkezi haline geldiğini belirten Scheurer, 2027 yılında düzenlenecek Geneva AI Summit (Cenevre Yapay Zekâ Zirvesi) öncesinde Türkiye ile birlikte yürütülecek "Road to Geneva" etkinliklerini duyurdu.

İsviçre-Türkiye Dostluğu Yeni Bir Döneme Giriyor

Büyükelçi Scheurer, iki ülke arasındaki ilişkilerin ortak değerler üzerine kurulduğunu belirterek dikkat çekici rakamlar paylaştı.

Bugün İsviçre'nin Türkiye'deki en büyük altıncı yabancı yatırımcı konumunda bulunduğunu ifade eden Scheurer,

Türkiye genelinde 200'den fazla İsviçre şirketinin faaliyet gösterdiğini,

İki ülke arasında her gün 31 direkt uçuş gerçekleştirildiğini,

Her yıl 2,7 milyondan fazla yolcunun Zürih, Basel ve Cenevre havaalanlarını kullandığını söyledi.

Turizm, eğitim, kültür ve iş dünyasının iki ülkeyi birbirine her geçen gün daha fazla yakınlaştırdığını belirten Scheurer, Türkiye'nin İsviçre Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu'ndan esinlenerek kabul ettiği hukuk sisteminin 100. yılını da özel olarak hatırlattı.

"Bu ortak hukuki miras, iki ülke arasındaki güvenin en kalıcı sembollerinden biridir."dedi.

Bozay, "Bugün Çok Yönlü ve Mükemmel Bir İlişki Düzeyindeyiz"

Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay ise yaptığı konuşmada İsviçre halkının Ulusal Günü'nü kutladı.

Bozay, zaman zaman zorlu dönemler yaşansa da bugün Türkiye ile İsviçre'nin çok güçlü ilişkiler kurduğunu belirterek,

"Bugün mükemmel ve çok yönlü bir ilişki yelpazesine sahibiz." ifadelerini kullandı.

Bozay, ekonomik ilişkilerin de son derece güçlü olduğunu belirterek iki ülke arasındaki ticaret hacminin yaklaşık 18 milyar dolar seviyesine ulaştığını, İsviçre'den Türkiye'ye yapılan doğrudan yatırımların son yirmi yılda 5 milyar doları aştığını ifade etti.

Bilim Diplomasisinin Yüzü, Prof. Dr. Bilge Demirköz

Gecenin en anlamlı anlarından biri ise 2026 Tell Ödülü'nün takdim edilmesi oldu.

Büyükelçi Scheurer, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İVMER Müdürü ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Bağımsız Yapay Zekâ Bilimsel Paneli üyesi Prof. Dr. Bilge Demirköz'e ödülünü takdim etti.

Scheurer, Demirköz'ü,

"İsviçre-Türkiye iş birliğinin en başarılı örneklerinden biri" olarak nitelendirirken; uluslararası yapay zekâ çalışmaları, parçacık fiziği, uzay bilimleri ve genç araştırmacılara verdiği destek nedeniyle ödüle layık görüldüğünü söyledi.

Prof. Dr. Bilge Demirköz, "Bilim Diplomasisi Geleceği Birlikte İnşa Etmektir"

Ödül konuşmasında Prof. Dr. Bilge Demirköz ise salondan uzun süre alkış aldı.

Cenevre'nin yalnızca diplomasi değil, aynı zamanda geleceğe bakış açısını temsil ettiğini ifade eden Demirköz,

Türkiye'nin CERN'e ortak üye olma sürecinde edindiği deneyimlerin bugün yapay zekâ alanındaki uluslararası iş birliklerine ışık tuttuğunu söyledi.

Konuşmasında dikkat çeken ifadeler kullanan Demirköz,

"Parçacık fiziğinden yapay zekâya geçiş sanıldığı kadar büyük değildir. Parçacık fiziğinde atom altı parçacıkların çarpışmasını inceliyoruz; bugün ise teknolojinin insanî değerlerle çarpışması halinde ne olacağını anlamaya çalışıyoruz." dedi.

Bilim diplomasisinin teknolojiye teslim olmak değil, teknolojiyi insanlık yararına yönlendirmek olduğunu vurgulayan Demirköz,

uluslararası iş birliği, etik değerler ve ortak aklın geleceğin en önemli anahtarları olacağını söyledi.

İsviçre'nin Başarısının Sırrı, İnovasyon ve Güven

Resepsiyonda verilen mesajlar, İsviçre'nin yalnızca finans ve bankacılık ülkesi olmadığını; inovasyon, bilim, teknoloji, hukuk ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında da küresel liderliğini sürdürdüğünü ortaya koydu.

Büyükelçi Scheurer'in konuşmalarında özellikle; inovasyon,  güven,  hukukun üstünlüğü,  uluslararası iş birliği, yapay zekâ yönetişimi, sürdürülebilir kalkınma, özel sektör dinamizmi başlıkları ön plana çıktı.

Ekonomik Ortaklık Güçleniyor

Türkiye ile İsviçre arasındaki ekonomik ilişkiler son yıllarda ivmesini artırmayı sürdürüyor.

İsviçre, Türkiye'nin önemli yatırımcı ülkeleri arasında yer alırken; ilaç, makine, kimya, finans, enerji, madencilik ve ileri teknoloji sektörlerinde faaliyet gösteren çok sayıda İsviçre şirketi Türkiye ekonomisine katkı sunuyor.

İki ülke arasında ihracat finansmanı, yeşil dönüşüm, temiz teknolojiler, biyoteknoloji, medikal teknolojiler ve yapay zekâ alanlarında geliştirilen yeni iş birlikleri ise ekonomik ilişkilerin geleceğine yönelik güçlü bir vizyon ortaya koyuyor.

Asırlık Dostluk, Ortak Gelecek

Ankara'daki resepsiyon, yalnızca bir milli gün kutlaması olmanın ötesinde; Türkiye ile İsviçre arasındaki 100 yılı aşkın diplomatik dostluğun, ortak hukuk mirasının, güçlü ekonomik bağların ve bilim diplomasisi ekseninde şekillenen yeni iş birliği döneminin sembolü olarak hafızalarda yer etti.

Yapay zekâdan sürdürülebilir kalkınmaya, bilim diplomasisinden ekonomik ortaklığa uzanan mesajlar, iki ülkenin geleceği birlikte inşa etme iradesini bir kez daha ortaya koydu. Özellikle Prof. Dr. Bilge Demirköz'e verilen 2026 Tell Ödülü ve "Road to Geneva" girişimi, Türkiye ile İsviçre arasında bilim ve teknoloji alanında yeni bir dönemin kapısını aralayan önemli adımlar olarak değerlendirildi.

yilmazparlar@yahoo.com

Swiss National Day Celebrated with Great Enthusiasm in Ankara

Artificial Intelligence, Science Diplomacy, and a Strong Economic Partnership Took Center Stage

On the occasion of the Swiss Confederation's National Day on August 1, the Ambassador of Switzerland to Türkiye, Guillaume Scheurer, and his wife Farin Scheurer hosted a distinguished reception at the Embassy of Switzerland in Ankara on the evening of Wednesday, July 29, 2026.

The event brought together leading figures from diplomacy, business, science, academia, and government, highlighting the more than one hundred years of friendship between Türkiye and Switzerland, their robust economic partnership, and a shared vision for the future driven by artificial intelligence and innovation.

Among the distinguished guests were Deputy Foreign Minister and Director for EU Affairs Ambassador Mehmet Kemal Bozay, ambassadors, members of parliament, academics, business leaders, and representatives of the diplomatic community.

The ceremony began with the national anthems of Türkiye and Switzerland.

Ambassador Scheurer: "Innovation Is in Switzerland's DNA"

Opening his remarks, Ambassador Guillaume Scheurer emphasized that Switzerland's success is built not only on economic strength but also on innovation, stability, reliability, trust, and tradition.

With a touch of humor, he noted that many guests were expecting another performance by Turkish pop star Mustafa Sandal, as in the previous year.

"Switzerland would not have been ranked among the world's most innovative countries year after year if we presented exactly the same program every year."

He also highlighted the traditional Swiss alphorn, describing it as a cultural symbol that connected people across mountains and valleys for centuries before today's digital era.

"Artificial Intelligence Is the New Communication Revolution"

Artificial intelligence formed the centerpiece of Ambassador Scheurer's address.

He described AI as the world's new communication revolution, stressing that while it offers extraordinary opportunities, its full potential can only be realized through trust, responsibility, and international cooperation.

Scheurer underlined that Geneva has evolved into a global hub for AI governance, bringing together governments, academia, businesses, and civil society to shape responsible artificial intelligence.

Looking ahead to the Geneva AI Summit 2027, he announced the launch of the "Road to Geneva" initiative in cooperation with Turkish partners, aimed at strengthening innovation ecosystems and promoting international dialogue on AI.

A New Chapter in Swiss-Turkish Relations

Ambassador Scheurer also shared significant milestones reflecting the strength of bilateral relations.

He noted that Switzerland is currently the sixth-largest foreign investor in Türkiye, with more than 200 Swiss companies operating across the country.

He further highlighted that:

31 direct flights connect Türkiye and Switzerland every day.

More than 2.7 million passengers travel annually through the airports of Zurich, Basel, and Geneva.

Tourism, education, business cooperation, and cultural exchanges continue to deepen the ties between the two nations.

Scheurer also commemorated the 100th anniversary of Türkiye's adoption of the Civil Code and Code of Obligations inspired by Swiss law, describing this shared legal heritage as a lasting symbol of mutual trust.

"This common legal heritage remains one of the strongest symbols of confidence and cooperation between our two countries."

Bozay: "Today We Enjoy an Excellent and Multifaceted Partnership"

Deputy Foreign Minister and Director for EU Affairs Ambassador Mehmet Kemal Bozay congratulated the Swiss people on their National Day and praised the outstanding level of bilateral relations.

He emphasized that despite occasional challenges in the past, Türkiye and Switzerland today enjoy an excellent, multidimensional partnership.

Bozay also underlined the impressive economic relationship, noting that bilateral trade has reached approximately 18 billion US dollars, while Swiss foreign direct investment in Türkiye has exceeded 5 billion US dollars over the past two decades.

Professor Bilge Demirköz Honored with the 2026 Tell Award

One of the highlights of the evening was the presentation of the 2026 Tell Award to Professor Bilge Demirköz, Director of METU's Center for Innovation and Entrepreneurship (İVMER) and a member of the United Nations International Independent Scientific Panel on Artificial Intelligence.

Presenting the award, Ambassador Scheurer described Professor Demirköz as:

"One of the finest examples of Swiss-Turkish cooperation."

He praised her internationally recognized contributions to artificial intelligence, particle physics, space science, and her dedication to mentoring the next generation of researchers.

Professor Demirköz: "Science Diplomacy Means Building the Future Together"

Receiving the award, Professor Demirköz delivered an inspiring speech that received prolonged applause.

She explained that Geneva represents not only diplomacy but also a way of looking toward the future.

Reflecting on Türkiye's journey toward CERN associate membership, she noted that the experience continues to inspire international cooperation in artificial intelligence.

In one of the evening's most memorable remarks, she stated:

"The transition from particle physics to artificial intelligence is not as dramatic as it may seem. In particle physics, we study collisions between subatomic particles. Today, we seek to understand what happens when rapidly advancing technology collides with human values."

Professor Demirköz emphasized that science diplomacy is not about allowing technology to determine humanity's future but about ensuring that ethics, international cooperation, curiosity, and shared human values guide technological progress.

Innovation and Trust: The Foundations of Switzerland's Success

The reception showcased Switzerland not only as a global financial center but also as a leader in innovation, science, technology, law, sustainability, and responsible AI governance.

Throughout his address, Ambassador Scheurer consistently emphasized: Innovation Trust, Rule of law, International cooperation, Responsible AI governance ,Sustainable development, Private-sector leadership

Economic Partnership Continues to Grow

Economic cooperation between Türkiye and Switzerland continues to expand steadily.

Swiss companies play an important role in Türkiye across sectors including pharmaceuticals, machinery, chemicals, finance, energy, mining, and advanced technologies.

Emerging collaborations in export finance, green transformation, clean technologies, biotechnology, medical technologies, and artificial intelligence are opening new opportunities and strengthening the long-term strategic partnership between the two countries.

A Century of Friendship, A Shared Future

More than a National Day celebration, the reception symbolized over a century of diplomatic friendship, legal cooperation, economic partnership, and scientific collaboration between Türkiye and Switzerland.

The evening's messages—from artificial intelligence and sustainable development to science diplomacy and innovation—demonstrated the shared determination of both nations to build the future together.

The presentation of the 2026 Tell Award to Professor Bilge Demirköz, together with the launch of the Road to Geneva initiative, marked another significant milestone in strengthening Swiss-Turkish cooperation in science, technology, and artificial intelligence.

yilmazparlar@yahoo.com

23 Temmuz 2026 Perşembe

Atilla Çilingir'in Kaleminden Kıbrıs'ın Hafızası-Yılmaz Parlar

 Tarihe Işık Tutan Eserler Geleceğe Miras Oluyor

52. Yıl Resepsiyonunda Tarihle Buluşma

Atilla Çilingir Anlattı,  Tarih Adeta Yeniden Canlandı

Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 52. yıl dönümü dolayısıyla KKTC İstanbul Başkonsolosluğu ile Kıbrıs Türk Kültür Derneği (KTKD) İstanbul Şubesi'nin ev sahipliğinde Artİstanbul Feshane'de düzenlenen resepsiyonda, Kıbrıs Barış Harekâtı Gazisi, emekli yarbay ve yazar Atilla Çilingir ile uzun ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Atilla Çilingir bana, son eseri "Sonsuz Sevda" başta olmak üzere Kıbrıs üzerine kaleme aldığı kitapların yazılış hikâyelerini, yaşadığı savaş günlerini ve yıllar içinde biriktirdiği unutulmaz hatıraları anlattı.

Sohbetimiz sırasında, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın bilinmeyen yönlerini, Türk askerinin fedakârlıklarını ve Kıbrıs Türk halkının verdiği varoluş mücadelesini büyük bir içtenlikle paylaştı. Ayrıca Kıbrıs'ı konu alan kitaplarından birini de şahsıma imzalayarak armağan etti.

Sohbet ilerledikçe, Atilla Çilingir'in sadece bir gazi ve yazar değil; yaşadığı olayları belgeleyen, Türk milletinin hafızasını gelecek kuşaklara aktaran önemli bir tarih tanığı olduğu daha da net ortaya çıktı.

Kaleme aldığı her eser, Kıbrıs Türklerinin mücadelesini, Mehmetçiğin kahramanlığını ve savaşın insani yönünü gelecek nesillere aktaran değerli bir belge niteliği taşıyor.

Sadece Roman Yazmıyor, Tarihi Belgeliyor

Atilla Çilingir'in eserleri, sıradan birer roman ya da anı kitabı olmanın çok ötesinde bir değere sahip. O, cephede yaşadığı gerçekleri, Kıbrıs Türk halkının verdiği varoluş mücadelesini ve Mehmetçiğin fedakârlığını, tarihî belgeler niteliğinde gelecek kuşaklara aktarıyor.

Her kitabı; savaşın bilinmeyen yönlerini, insan hikâyelerini, kahramanlıkları ve Kıbrıs Türklerinin verdiği özgürlük mücadelesini yalın ama etkileyici bir anlatımla kayıt altına alıyor. Bu yönüyle eserleri, tarihçiler, araştırmacılar ve genç nesiller için önemli başvuru kaynakları arasında yer alıyor.

"Sonsuz Sevda" ile Savaşın İçinde İnsan Hikâyesi

Çilingir'in son eseri "Sonsuz Sevda", çocukluk yıllarında başlayan büyük bir aşkın; İstanbul'dan Amerika'ya, oradan Kıbrıs Barış Harekâtı'nın zorlu günlerine uzanan etkileyici yolculuğunu anlatıyor.

Roman, yalnızca bir aşk hikâyesi değil; kader, özlem, fedakârlık ve vatan sevgisinin iç içe geçtiği duygu yüklü bir anlatı sunuyor. Savaşın sert yüzüyle insanın en derin duygularını buluşturan eser, okuyucusunu hem tarihin hem de insan ruhunun derinliklerine götürüyor.

Kıbrıs Davasının Yazılı Hafızası

Atilla Çilingir'in kaleme aldığı eserler arasında;

TMT "Ölmek Var, Dönmek Yok"

O Gece

Kıbrıs / Yes Be Annem

Elveda Kıbrıs

Girne'den Doğan Güneş

Tarihten Gelen Çığlık – Kıbrıs'ta Soykırım

Özgürlük Nefesi

gibi birbirini tamamlayan önemli çalışmalar bulunuyor. Bu eserlerde, Kıbrıs Türk halkının yaşadığı acılar, TMT'nin fedakârlıkları, Barış Harekâtı'nın bilinmeyen yönleri ve savaşın insani boyutu güçlü bir anlatımla okuyucuya aktarılıyor.

Tarih Unutulursa Aynı Acılar Tekrar Yaşanabilir

Çilingir'in eserlerinin ortak mesajı son derece açık: Tarihini bilmeyen toplumlar geleceğini sağlıklı inşa edemez.

Yazar, özellikle genç kuşakların Kıbrıs meselesini doğru kaynaklardan öğrenmesinin önemine dikkat çekiyor. Kitaplarında yalnızca askerî başarıları değil; barışı, insanlığı, kardeşliği ve özgürlüğün bedelini de güçlü örneklerle anlatıyor.

Gelecek Kuşaklara Bırakılan En Değerli Miras

Atilla Çilingir'in eserleri, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın ve Kıbrıs Türk halkının verdiği varoluş mücadelesinin unutulmaması adına büyük önem taşıyor.

Bugün birçok tarihî olay yalnızca arşiv belgelerinde kalırken, Çilingir yaşadığı olayları bizzat tanıklık eden bir komutan olarak kaleme alıyor. Bu yönüyle eserleri, yalnızca edebiyat dünyasına değil; Türk tarihine, millî hafızaya ve akademik çalışmalara da değerli katkılar sunuyor.

Kıbrıs'ın dününü anlamak, bugünkü kazanımlarını doğru değerlendirmek ve gelecek nesillere sağlam bir tarih bilinci bırakmak isteyen herkes için Atilla Çilingir'in kitapları okunması gereken önemli kaynaklar arasında yer alıyor.

yilmazparlar@yahoo.com

The Memory of Cyprus Through the Pen of Atilla Çilingir

Works That Illuminate History Become a Legacy for Future Generations

A Reunion with History at the 52nd Anniversary Reception

Atilla Çilingir Spoke – History Came Alive Once Again

On the occasion of the 52nd Anniversary of the Cyprus Peace Operation, a magnificent reception was hosted by the Consulate General of the Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC) in Istanbul and the Istanbul Branch of the Cyprus Turkish Cultural Association (KTKD) at Artİstanbul Feshane. During the event, I had the privilege of having a long and sincere conversation with Atilla Çilingir, a veteran of the Cyprus Peace Operation, retired lieutenant colonel, and distinguished author.

Atilla Çilingir shared with me the inspiring stories behind his books on Cyprus, especially his latest novel, "Endless Love (Sonsuz Sevda)," as well as his unforgettable memories from the war and the experiences he has accumulated throughout the years. During our conversation, he sincerely spoke about the lesser-known aspects of the Cyprus Peace Operation, the sacrifices made by Turkish soldiers, and the determined struggle of the Turkish Cypriot people for survival. He also kindly presented me with an autographed copy of one of his books dedicated to Cyprus.

As our conversation continued, it became increasingly clear that Atilla Çilingir is not only a decorated veteran and accomplished author but also an important witness to history who has devoted himself to documenting real events and preserving the collective memory of the Turkish nation. Every book he has written serves as a valuable historical record, carrying the heroism of the Turkish Armed Forces, the courage of the Turkish Cypriot people, and the human dimension of war to future generations.

More Than a Novelist – A Guardian of History

Atilla Çilingir's works are far more than ordinary novels or memoirs. Through his books, he records the realities he personally witnessed on the battlefield, the struggle of the Turkish Cypriot people for existence, and the extraordinary sacrifices of the Turkish soldier, transforming these experiences into enduring historical documents.

Each of his books carefully preserves untold stories of war, inspiring human experiences, acts of heroism, and the Turkish Cypriots' fight for freedom through a simple yet deeply compelling narrative. For this reason, his publications have become significant reference sources for historians, researchers, and younger generations seeking to understand the truth behind Cyprus.

"Endless Love" – A Human Story Amid War

Çilingir's latest novel, "Endless Love (Sonsuz Sevda)," follows the emotional journey of a childhood romance that stretches from Istanbul to the United States and ultimately to the harsh realities of the Cyprus Peace Operation.

The novel is much more than a love story. It is a powerful narrative where destiny, longing, sacrifice, patriotism, and hope intertwine. By combining the brutality of war with the deepest emotions of humanity, the book takes readers on an unforgettable journey through both history and the human soul.

The Written Memory of the Cyprus Cause

Among Atilla Çilingir's remarkable works are:

TMT – "There Is Death, No Turning Back"

That Night

Cyprus / Yes Be Annem

Farewell Cyprus

The Sun Rising from Kyrenia

A Cry from History – Genocide in Cyprus

Breath of Freedom

Together, these publications form a comprehensive literary collection documenting the suffering of the Turkish Cypriot people, the sacrifices of the Turkish Resistance Organization (TMT), the untold realities of the Cyprus Peace Operation, and the human side of war. They preserve historical truths while honoring those who fought for freedom.

History Repeats Itself When It Is Forgotten

The central message found throughout Çilingir's works is both simple and powerful:

A nation that does not know its history cannot build its future with confidence.

The author places particular emphasis on educating younger generations about the Cyprus issue through accurate historical sources. His books do not merely celebrate military victories; they also highlight peace, humanity, brotherhood, courage, and the true cost of freedom through compelling real-life experiences.

A Priceless Legacy for Future Generations

The literary works of Atilla Çilingir hold immense importance in preserving the memory of the Cyprus Peace Operation and the Turkish Cypriot people's struggle for survival.

While many historical events remain confined to archives, Çilingir writes as a commander who personally experienced the events he describes. This unique perspective transforms his books into invaluable contributions not only to literature but also to Turkish history, national memory, and academic research.

For anyone wishing to understand Cyprus's past, appreciate today's achievements, and help pass on a strong sense of historical awareness to future generations, the books of Atilla Çilingir stand among the most valuable and essential sources available.

yilmazparlar@yahoo.com

2 Temmuz 2026 Perşembe

Ümit Özdağ'dan "Orta Doğu'nun Yeni Haritası" Uyarısı-Yılmaz Parlar

  

"Türkiye'nin Kuruluş Felsefesi Korunmalıdır"

Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın X Mesajı Nasıl Okunmalı?

Jeopolitik Bir Uyarı mı, Siyasi Bir Çağrı mı? Orta Doğu'daki Gelişmeler Üzerine Akademik Bir Değerlendirme

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, X hesabında yayımladığı video mesajında Orta Doğu'da yaşanan gelişmeleri Türkiye'nin güvenliği, anayasal yapısı ve bölgesel jeopolitik açısından değerlendirdi.

Jeopolitik Analiz; Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Orta Doğu'da savaşlar ve terör örgütleri üzerinden şekillenen yeni jeopolitik sürecin Türkiye açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirterek, milli, üniter ve laik devlet yapısının korunmasının tarihî bir sorumluluk olduğunu söyledi.

Özdağ, Atatürk'ün kuruluş felsefesi etrafında toplumsal birlik çağrısında bulundu.

“Zafer Partisi olarak, Cumhuriyet'in temel ilkeleri, hukuk devleti ve demokratik siyaset anlayışı çerçevesinde; kendisini Atatürk'ün kuruluş felsefesine bağlı gören tüm siyasi parti, sivil toplum kuruluşu ve vatandaşları ortak demokratik zeminde birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.”

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada ve paylaştığı videoda, Orta Doğu'da son yıllarda yaşanan gelişmelerin yalnızca bölge ülkelerini değil, Türkiye'nin geleceğini de yakından ilgilendirdiğini ifade etti.

Sadece Bir Parti Lideri Değil, Uluslararası İlişkiler Alanında Akademisyen

Türkiye'de kamuoyu Prof. Dr. Ümit Özdağ'ı çoğunlukla Zafer Partisi Genel Başkanı kimliğiyle tanıyor.

Uluslararası ilişkiler ve stratejik güvenlik alanında akademik kariyeri bulunan Prof. Dr. Ümit Özdağ, siyaset sahnesindeki kimliğinin yanı sıra yıllardır jeopolitik gelişmeleri analiz eden bir akademisyen olarak da tanınıyor.

Bu nedenle Orta Doğu'daki gelişmelere ilişkin yaptığı değerlendirmeler, yalnızca siyasi bir açıklama olarak değil, akademik bir perspektiften yapılan güvenlik analizi olarak da değerlendiriliyor.

Özdağ'ın uyarılarının kamuoyu tarafından dikkatle incelenmesi gerektiğini savunan çevreler, bölgesel gelişmelerin uzun vadeli etkilerinin sağduyulu biçimde tartışılmasının önemine dikkat çekiyor.

Bu nedenle yaptığı değerlendirmeler, yalnızca siyasi bir açıklama olarak değil, uluslararası güvenlik perspektifiyle yapılan bir analiz olarak takip edilmektedir.

Özdağ'ın Temel Mesajı Neydi?

Orta Doğu'da Değişen Dengeler Siyaset Biliminin de Gündeminde

Özdağ'ın açıklamaları, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi literatüründe uzun yıllardır tartışılan devlet bütünlüğü, savaşlar ve anayasal yapı konularını yeniden gündeme taşıdı.

Orta Doğu'da savaşlar ve silahlı çatışmaların bölgesel dengeleri değiştirdiğini,

Son yirmi yılda Irak ve Suriye, uzun süreli savaşlar ve iç çatışmalar nedeniyle ciddi devlet kapasitesi sorunları yaşadı.

İran'ın da son dönemde ağır güvenlik baskısıyla karşı karşıya kaldı. 

Merkezi yönetimlerin zayıflaması, farklı silahlı aktörlerin ortaya çıkması ve milyonlarca insanın yerinden edilmesi, bölgedeki güvenlik dengelerini köklü biçimde değiştirdi.

Öte yandan Lübnan, farklı dini ve mezhepsel gruplar arasında siyasal gücün paylaşımına dayanan anayasal sistemiyle uzun yıllardır siyaset biliminin en çok tartışılan örneklerinden biri olmayı sürdürüyor.

Türkiye'nin güvenliği ve anayasal yapısına ilişkin gelişmelerin dikkatle izlenmesi gerektiğini,

Cumhuriyet'in kuruluş ilkeleri, hukuk devleti ve milli birlik anlayışının korunmasının önem taşıdığını ifade etti.

Konuşmasının sonunda ise Zafer Partisi olarak, Cumhuriyet'in kuruluş değerlerini benimseyen kişi ve kuruluşların demokratik siyaset ve hukuk devleti çerçevesinde ortak bir toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiği yönündeki görüşünü dile getirdi.

Özdağ'ın açıklamaları, yalnızca günlük siyasi tartışmaların değil; uluslararası ilişkiler, güvenlik çalışmaları ve siyaset biliminin uzun yıllardır ele aldığı temel konularla da kesişiyor. Peki bu açıklamalar nasıl okunmalı? Akademik literatür bu tartışmalar hakkında ne söylüyor?

Uluslararası Siyaset Biliminde Benzer Tartışmalar Var mı?

Evet. Uluslararası ilişkiler literatüründe devletlerin güvenliği, savaşların etkileri, anayasal yapılar ve toplumsal bütünlük onlarca yıldır tartışılıyor.

Bu tartışmaların önemli isimlerinden bazıları;

Samuel P. Huntington, Huntington, güçlü siyasal kurumların toplumsal istikrar açısından belirleyici olduğunu savunmuştur. Kurumların zayıfladığı dönemlerde siyasi kutuplaşma ve istikrarsızlık riskinin artabileceğini ileri sürmüştür.

Francis Fukuyama, Fukuyama'nın çalışmalarında "devlet kapasitesi" önemli bir yer tutar. Etkin kamu kurumları, hukukun üstünlüğü ve hesap verebilir yönetim yapıları; güvenlik, ekonomik kalkınma ve toplumsal istikrar için temel unsurlar arasında değerlendirilir.

John J. Mearsheimer, Mearsheimer, uluslararası sistemde devletlerin güvenlik kaygılarının dış politikalarını güçlü biçimde etkilediğini savunan realist yaklaşımın önde gelen isimlerindendir. Ona göre devletler, çevrelerindeki güç dengelerini sürekli analiz etmek zorundadır.

Stephen M. Walt, Walt da devletlerin tehdit algıları ile güvenlik politikaları arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarıyla tanınır. Uluslararası ortamda oluşan risklerin, ülkelerin iç ve dış politika tercihlerini etkileyebileceğini vurgular.

Bu akademisyenlerin hiçbiri Türkiye'nin bugünkü siyasi tartışmaları hakkında doğrudan görüş bildirmemiştir. Ancak eserleri, güvenlik, devlet kapasitesi ve jeopolitik rekabet gibi konuların uluslararası ilişkiler disiplininde neden önemli görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Orta Doğu'da Yaşananlar Neden Yakından İzleniyor?

Son yirmi yılda Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler, uluslararası siyasetin en önemli gündemlerinden biri oldu.

Irak, 2003 sonrasında uzun süre güvenlik ve yönetim sorunları yaşadı.

Suriye, iç savaşın ardından farklı güçlerin etkili olduğu karmaşık bir yapıya dönüştü.

İran ise son yıllarda bölgesel gerilimlerin merkezindeki ülkelerden biri haline geldi.

Bu gelişmeler, sınır güvenliği, göç hareketleri, terörle mücadele ve bölgesel güç dengeleri açısından Türkiye'yi de yakından ilgilendiren başlıklar olarak değerlendiriliyor.

Bu noktada farklı siyasi aktörler ve uzmanlar, söz konusu gelişmelerin Türkiye'ye olası etkileri konusunda farklı analizler yapmaktadır.

Akademik Değerlendirme ile Siyasi Değerlendirme Arasındaki Fark

Uluslararası ilişkiler alanında akademik çalışmaları bulunan bir ismin jeopolitik gelişmelere ilişkin analizleri, yalnızca günlük siyasi tartışmalar kapsamında değil; uluslararası güvenlik ve strateji perspektifiyle de değerlendirilebilir.

Bu nedenle Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın açıklamaları da hem siyasi hem de akademik yönleri bulunan bir değerlendirme olarak kamuoyunun dikkatini çekmektedir.

Özet olarak, Bu Mesaj Nasıl Değerlendirilmeli?

Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın X üzerinden yaptığı açıklama, Türkiye'nin güvenliği, anayasal yapısı ve bölgesel gelişmeler üzerine kendi siyasi ve akademik değerlendirmelerini içermektedir.

Demokratik toplumlarda bu tür açıklamalar; Bu tartışmaların, hukuk devleti ilkeleri, demokratik yöntemler ve karşılıklı saygı çerçevesinde yürütülmesi, sağlıklı bir kamuoyu oluşması açısından önem taşır.

Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın X üzerinden yaptığı açıklama, Türkiye'nin güvenliği ve Orta Doğu'daki gelişmeler üzerine yürüyen tartışmalara yeni bir katkı sunuyor.

Açıklamada dile getirilen değerlendirmeler konuşmanın temasının uluslararası ilişkiler, güvenlik politikaları ve devlet kapasitesi gibi siyaset biliminin temel tartışma alanlarıyla kesiştiği görülüyor.

Bu yönüyle, Özdağ'ın mesajı yalnızca günlük siyasi polemik olarak değil; jeopolitik gelişmelerin Türkiye açısından nasıl okunabileceğine ilişkin bir değerlendirme olarak da incelenebilir.

yilmazparlar@yahoo.com

Ümit Özdağ'dan "Orta Doğu'nun Yeni Haritası" Uyarısı


Ümit Özdağ Warns of a "New Map of the Middle East"

"The Founding Principles of the Republic of Türkiye Must Be Preserved"

How Should Prof. Dr. Ümit Özdağ's Message on X Be Interpreted?

A Geopolitical Warning or a Political Appeal? An Academic Perspective on Developments in the Middle East

Prof. Dr. Ümit Özdağ, Chairman of the Victory Party (Zafer Party), evaluated recent developments in the Middle East from the perspectives of Türkiye's national security, constitutional structure, and regional geopolitics in a video message published on his X account.

In his geopolitical assessment, Özdağ argued that the new regional order, shaped by ongoing wars and negotiations involving terrorist organizations, should be carefully monitored by Türkiye. He stated that protecting the country's national, unitary, and secular state structure is a historic responsibility.

Özdağ also called for social solidarity around the founding principles of Mustafa Kemal Atatürk.

"As the Victory Party, we invite all political parties, civil society organizations, and citizens who are committed to the founding principles of the Republic, the rule of law, and democratic politics to work together on a common democratic ground."

In his statement and accompanying video shared on X, Özdağ emphasized that the developments in the Middle East concern not only the countries of the region but also Türkiye's future.

More Than a Political Leader: An Academic in International Relations

In Türkiye, Prof. Dr. Ümit Özdağ is widely recognized as the Chairman of the Victory Party. However, he is also an academic specializing in international relations, strategic security, geopolitics, and terrorism studies.

For this reason, his assessments of developments in the Middle East are viewed not only as political statements but also as security analyses informed by an academic perspective.

Those who support his warnings argue that they deserve careful public attention and that the long-term implications of regional developments should be discussed with prudence and strategic foresight.

Consequently, Özdağ's analyses are followed not only in political circles but also within the broader context of international security and geopolitical studies.

What Was Özdağ's Main Message?

Changing Power Dynamics in the Middle East Remain a Central Topic in Political Science

Özdağ's remarks once again brought issues such as state integrity, armed conflicts, constitutional structures, and regional stability to the forefront of international relations and political science debates.

According to Özdağ:

Wars and armed conflicts are reshaping the geopolitical balance in the Middle East.

Iraq and Syria have experienced serious challenges to state capacity due to prolonged wars and internal conflicts.

Iran has recently faced growing security pressures.

The weakening of central governments, the emergence of various armed actors, and the displacement of millions of people have fundamentally altered regional security dynamics.

Lebanon continues to be one of the most frequently discussed examples in political science because of its constitutional system based on sectarian power-sharing.

Developments concerning Türkiye's constitutional order and national security deserve close attention.

Protecting the founding principles of the Republic, the rule of law, and national unity remains essential.

At the conclusion of his speech, Özdağ stated that individuals and organizations embracing the founding values of the Republic should act with a shared sense of civic responsibility within the framework of democratic politics and the rule of law.

His remarks intersect not only with contemporary political debates but also with longstanding discussions in the fields of international relations, security studies, and political science.

Are Similar Debates Found in International Political Science?

Yes. For decades, international relations scholars have debated issues such as national security, constitutional structures, state resilience, and social cohesion.

Among the most influential scholars are:

Samuel P. Huntington, Huntington argued that strong political institutions are essential for maintaining political stability and that institutional weakness can increase the risks of polarization and instability.

Francis Fukuyama, Fukuyama's work highlights the importance of state capacity. Effective public institutions, the rule of law, and accountable governance are considered fundamental pillars of security, economic development, and social stability.

John J. Mearsheimer,Mearsheimer, one of the leading proponents of realist international relations theory, argues that national security concerns strongly influence states' foreign policy decisions and that governments must continuously evaluate regional power balances.

Stephen M. Walt,Walt is well known for his work on threat perception and security policy, emphasizing that changing regional risks significantly shape both domestic and foreign policy choices.

None of these scholars has directly commented on Türkiye's current political debates. Nevertheless, their research demonstrates why issues such as state capacity, geopolitical competition, and national security remain central themes in international political science.

Why Is the Middle East Being Closely Monitored?

Over the past two decades, developments in the Middle East have remained at the center of international politics.

Following 2003, Iraq experienced prolonged governance and security challenges.

Syria evolved into a highly fragmented political landscape after years of civil war.

Iran has increasingly become one of the region's major geopolitical flashpoints.

These developments continue to attract attention in Türkiye because of their potential implications for border security, migration, counterterrorism, and regional stability.

Different political actors and experts naturally offer differing assessments regarding how these regional developments may affect Türkiye.

The Difference Between Academic Analysis and Political Opinion

Analyses of geopolitical developments by an academic specializing in international relations can be evaluated not only as political commentary but also through the broader perspectives of international security and strategic studies.

For this reason, Prof. Dr. Ümit Özdağ's remarks have attracted attention as both political statements and academic assessments of regional developments.

How Should This Message Be Evaluated?

Prof. Dr. Ümit Özdağ's statement on X reflects his political and academic assessment of Türkiye's security, constitutional structure, and the rapidly changing geopolitical environment in the Middle East.

In democratic societies, discussions of this nature are expected to take place within the framework of the rule of law, democratic principles, and mutual respect, contributing to a well-informed public debate.

His message therefore adds another perspective to the ongoing discussion about Türkiye's future in an increasingly complex regional environment.

Rather than being viewed solely as a political statement, Özdağ's message may also be examined as a geopolitical assessment that intersects with core issues in international relations, security policy, and state capacity.

yilmazparlar@yahoo.com